Blog
Şehre Dönüş, Biraz da Kendine Dönüş Meselesidir!
Değerli dostlarım, Eylül ayı geliyor. Yazın artık son günleri…
Şehir yavaş yavaş eski sesine kavuşuyor. Havaalanları kalabalıklaşıyor, yollar yoğunlaşıyor, telefonlar yeniden daha sık çalıyor. Tatilde bir kenara bıraktığımız toplantılar, işler, planlar, sorumluluklar ve ertelenmiş kararlar usul usul hayatımıza geri dönüyor.
Birçoğumuz için Eylül, yılın gerçek başlangıcı gibi.
Yeni bir ajanda.
Yeni hedefler.
Yeni planlar.
Yeni başlangıçlar…
Ama bütün bunların arasında çoğu zaman unuttuğumuz bir şey var:
Şehre dönmeden önce kendimize dönmek.
Çünkü şehir bizi yeniden hızlandırmadan önce, kendi ritmimizi yeniden bulmaya ihtiyacımız var.
Öncelikle bir rutinimizin olması hayatımızı kolaylaştırır. Sabah belli bir saatte kalkmak, yatağımızı toplamak, kahvaltı etmek, yürüyüş yapmak, çalışmaya başlamadan önce birkaç dakika sessiz kalmak, akşam telefonu bir kenara bırakmak…Bunların her biri hayatımıza bir düzen getirir.
Ama bazen rutinlerin ötesine geçmeye de ihtiyacımız var. Çünkü rutin hayatı düzenler; ritüel ise hayata anlam ve his katar.
Sabah kahvenizi içmek bir rutin olabilir. Ama o kahveyi acele etmeden, telefonunuza bakmadan, birkaç dakika gerçekten orada olarak içmek bir ritüele dönüşebilir. Akşam kitap okumak bir alışkanlık olabilir. Ama günün bütün telaşından sıyrılıp kendinize ayırdığınız o yirmi dakikayı önemsemek, başka bir şeydir. Bir yürüyüş yapmak sadece fiziksel bir aktivite değildir. Bazen günün gürültüsünden uzaklaşıp kendi düşüncelerimizi duyabilmenin en güzel yollarından biridir.
İşte kendimize iyi bakmak da tam olarak burada başlıyor: Hayatın içindeki küçük şeyleri yeniden fark etmekte.
Ve kendine iyi bakmak, hayata hazırlanmaktır.
Bizler, kendimize iyi bakmayı çoğu zaman bir ödül gibi düşünüyoruz.
“İşim bitsin, kendime zaman ayıracağım.”
“Bu yoğunluk geçsin, dinlenirim.”
“Şu dönemi atlatalım, biraz kendimle ilgilenirim.”
Oysa kendimize iyi bakmak, hayatın sonunda hak ettiğimiz bir ödül değil. Hayatın içinde daha iyi var olabilmemizin şartlarından biri.
İyi uyuyan bir insanın dünyaya verdiği cevap ile uykusuz ve yorgun bir insanınki aynı olmayabilir.
Kendisine zaman ayıran bir insanın ilişkileriyle kurduğu bağ, sürekli kendisini ihmal eden bir insanınkiyle aynı olmayabilir.
Bedenini dinleyen, zihnini besleyen, sınırlarını bilen, kendisine karşı daha nazik davranabilen insan; çoğu zaman çevresindeki dünyaya da daha dikkatli, daha sakin ve daha özenli yaklaşır.
Zarafet de öyledir. İnsanın kendisine gösterdiği özen zarafetin çok önemli bir parçasıdır.,
Çünkü kendine nasıl davrandığın, dünyaya nasıl baktığını da değiştirir
Kendimize karşı sürekli aceleciysek, başkalarına karşı da sabrımız azalabilir.
Kendi sınırlarımızı sürekli ihlal ediyorsak, başkalarının sınırlarına da gerektiği kadar dikkat edemeyebiliriz.
Kendimizi sürekli eleştiriyorsak, başkalarının kusurlarına karşı daha sert olabiliriz.
Buna karşılık kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kuran insanın dünyayla kurduğu ilişkide de başka bir sakinlik oluşur.
Daha dikkatli dinler.
Daha ölçülü konuşur.
Her şeye cevap vermek zorunda hissetmez.
Bazen susmanın, bazen beklemenin, bazen “hayır” demenin de bir iletişim biçimi olduğunu bilir.
Ve belki en önemlisi… Bulunduğu ortamda kendisini kanıtlamaya çalışmak yerine, orada gerçekten var olabilir.
Sevgili dostlarım, eylül ayı geliyor ve beraberinde birçok duyguyu da taşıyor.
Yılın sonuna üç ay kaldı. Ve biz, zihnimizde biriktirdiğimiz sorularla, yılın başında kendimize verdiğimiz sözlerle ve eğer henüz gerçekleştiremediğimiz hedefler varsa onlarla yeniden karşı karşıya geliyoruz.
Ah, sonbahar…
Biraz yavaşlatıyor, biraz düşündürüyor. Hayatın hızından sıyrılıp kendimize, seçimlerimize ve nasıl yaşadığımıza yeniden bakmaya davet ediyor. Sanki yılı tamamlamadan önce elimizde kalan son bir fırsat gibi…
Bir şeyleri değiştirmek, eksik kalanları tamamlamak, yeni kararlar almak ve kalan üç ayı daha iyi değerlendirmek için içimizde tatlı bir telaş beliriyor.
Kendimize soralım:
Hayatımın bu döneminde neyi çoğaltmak istiyorum?;
Bana gerçekten iyi gelen ne?
Neyi artık taşımak istemiyorum?
Kendime ayırdığım zamanı neden hep erteliyorum?
Bedenime nasıl davranıyorum?
Zihnimi neyle besliyorum?
Hangi ilişkiler bana iyi geliyor?
Nerelerde kendimi olduğumdan farklı göstermeye çalışıyorum?
Kendinize bir alan yaratabildiğinizde, şehire dönmek ve onun hızına, telaşına kapılmak hiçbir zaman sorun olmaz.
Hayatın temposunu tamamen değiştiremeyebiliriz. Ama o temponun içinde nasıl duracağımıza karar verebiliriz…
Ve kendimize nasıl baktığımız, dünyayla nasıl iletişim kurduğumuzu; nasıl konuştuğumuz, nasıl durduğumuz ve nasıl bir etki bıraktığımızı da belirliyor.Bu nedenle yeni dönemde yalnızca ne yapacağımıza değil, nasıl bir insan olarak yaşayacağımıza da bakmak önemli.
Bu düşünceden yola çıkarak hazırladığım 4 haftalık online çalışma programında, “Kişisel Duruş: İletişim, Tavır ve Zarafet” ekseninde kendimizle ve çevremizle kurduğumuz ilişkiye yakından bakıyoruz.
Kendini ifade etmekten etkili iletişime, kişisel duruştan beden diline, ilk izlenimden imaj yönetimine, sınır koymaktan sosyal ilişkilerde zarafete kadar uzanan bu çalışmada amaç, kendinizle kurduğunuz ilişkiden süzülen söz, tavır ve davranışlarınıza arzu ettiğiniz duruşu ve tavrı kazandırmak.
Kendinizi daha iyi tanımak, daha doğal ifade etmek ve bulunduğunuz her ortamda kendiniz olarak var olabilmek….
Birlikte çok keyifli bir yolculuğa çıkacağız.
Yeni döneme kendine biraz daha yaklaşmış olarak başlamak isteyenler için eğitim kayıt linkini de buraya bırakıyorum.
Eğitim Kayıt linki:
Belki de bu Eylül, kendinize ayırdığınız yerin yeniden başladığı ay olur.
Sevgilerimle,
Gökhan Dumanlı
Eğitimci Yazar
